İnsan kaynakları bağlamında kütüphanecilik eğitimi ve isimlendirme sorunları...

Jun 12, 2014 by

YÖK Başkanlığı’nın “2023’e Doğru  Türkiye’de Üniversite Kütüphaneleri: Mevcut Durum, Sorunlar, Çözüm Yolları, Standartlar Toplantısı”nın Taslak Raporu’nun “2.2. İnsan Kaynakları” bölümüne yazdığım yorum: Üniversite kütüphaneleri açısından “İnsan Kaynakları” konusu, doğal ve zorunlu olarak bu kütüphanelerde çalışacak personelin eğitimi meselesini de gündeme getirmektedir.  Çünkü üniversite kütüphanelerinin insan kaynakları ile ilgili sorunlarının önemli bir kısmı  da kütüphanecilik eğitimindeki bazı problemlerden kaynaklanmaktadır. Kütüphanecilik eğitimindeki temel problemler ise, kanaatimizce, bu alanın tanımlanması ve isimlendirilmesiyle ilgili kavram karmaşasıyla doğrudan ilişkilidir. Malum olduğu üzere tarih boyunca “bilgi taşıyıcı” nesnelerin en bilineni ve bugün dahi hem sayıca en fazla,  hem de fonksiyon açısından en yaygın olanı “kitap”tır.  Gerek tarih boyunca üretilmiş “kitap” türü yazılı veya basılı bilgi taşıyıcıların çokluğu, gerekse bugün dahi neşriyatın ağırlığının hala “kitap” türünde bulunması göz önüne getirilirse “kütüphane” veya “kütüphanecilik” gibi gelenekselleşmiş isimlendirmelerin hala önemli bir yere sahip olduğu sonucuna...

Oku

“BAL” gibi paralel

Feb 4, 2014 by

AK Parti’den istifa eden Bağımsız Milletvekili İdris Bal, geçtiğimiz gün TBMM’de bir basın toplantısı düzenlemiş ve “Siyaset din, iman, mezhep değildir ki. Senin partinden ayrılan kâfir olmuyor, cehenneme gitmiyor” demiş. Yaptığı yanlışı vicdanına kabul ettirmek için hâlâ çabalıyor sanırım. Kanaatimce; “Ben yanlış yapmadım, sonuçta bir partiden istifa ettim, dinden de dönmedim ya! Hem siyaset; din, iman ve mezhep değildir ki! Partiden ayrılınca kâfir de olmuyorum sonunda.” gibi içsel bir hesaplaşma yaşıyor, İdris Bal. İnsan nefsi böyle işte… Yaptığı şeyin doğru olduğunu hem vicdanına hem de diğer insanlara kabul ettirmek için akla gelmedik numaralar yapar. Sanki siyasetin bir din, iman veya mezhep olduğunu iddia eden olmuştu da… Yahut AK Parti’den ayrılanların dinden çıktığını söyleyenler varmış gibi… İçiniz rahat etsin Sayın Bal! Parti’den ayrıldım diye vicdani bir hesaplaşmaya girmenize hiç gerek yok! Sonuçta dinden, imandan çıkmıyorsunuz! Fakat araya bir de mezhep...

Oku

İslâm Ansiklopedisi’ni dört gözle beklemek...

Jan 27, 2014 by

Özlemle, hevesle ve sabırsızlıkla beklemektir; dört gözle beklemek. Kimileri askerdeki nişanlısının gelmesini bekler, dört gözle; kimileri gurbetteki evladından bir haber… Bazılarının kulağı kiriştedir; önden bir ses, bir işaret bekler. Bazılarının ise eli koynunda, başı önündedir çoğu kez. Kimisinin çok kısa sürer bu bekleyişi; işe geç kalmamak için beklediği otobüsün durağa yanaşması gibi, örneğin… Kimisinin ise bir türlü gelmez beklediği; iple çeker günleri, ayları ve yılları da bir türlü kavuşamaz beklediğine… Bazılarının da ömrü vefa etmez… Ecel gelir de ansızın -hiç beklemediği bir anda- fakat beklediği gelmez bir türlü. Her bekleyiş biraz hüzündür aslında, biraz da endişe… Neşeli bekleyişlerde bile bir miktar hüzün ve endişe vardır çoğu kez. “Ya gelmezse!” deriz bazen içimiz ürpererek; “Ya ömrümüz yetmezse beklerken!”. Zordur dört gözle beklemek…  Dertlileri ağlatır, şairleri söyletir çoğu zaman… Necip Fazıl gibi “Gelme artık neye yarar!” diyenler...

Oku

NASİP (Hikâye)

Dec 27, 2013 by

Nasip işte! Eğer o telefon beş dakika sonra çalsaydı bizim haberimiz olmayacaktı. Kadir gecesi idi. Saat ilerlemiş yirmi dörde yaklaşmıştı… Hayır, daha baştan anlatmalıyım; akşamdan başlayarak, iftar vaktinden itibaren… Şubat ayının on beşini on altısına bağlayan cuma akşamı (cuma akşamı dediysem cumayı cumartesi’ne bağlayan değil perşembeyi cumaya bağlayan akşam). O akşamın gecesi de Kadir gecesi. Üsküdar’daki evimizde ailece iftar ediyoruz. Süratle yemeğimizi bitirip hemen yola çıkacağız. Herkeste bir telaş… Bizim kız bile bu akşam yemeğini gayet hızlı yiyor. Hem gideceğiz diye hem de bugün oruç tuttuğu için. Daha yedi yaşında. Bu onun ilk orucu. İyi dayanmış mâşallah. Bilseniz ne kadar seviniyor. Yemek yerken bir yandan da ona bakıyorum.  Başka zaman bir şey yediremezdik; nazlanır da nazlanırdı: – Kızım biraz da şundan ye! – Doydum baba. – Evlâdım bir de bunun tadına bak! – Anne, hiç...

Oku

AH BABACIĞIM! (Hikâye)

Dec 27, 2013 by

Otogara indiğinde akşam olmak üzereydi. Doğruca daha önce kaldığı öğrenci yurduna giderek kaydını yeniletti. Hangi yatakhanede kalacağının yurt idaresince belirlenmesinden sonra valizleri elinde merdivene doğru yürüdü. Üst kata çıkarken geçen yıldan simasına aşina olduğu birkaç öğrenci ile selamlaştı. Selamını alanların dikkatli bakışları gözünden kaçmadı fakat bunu pek önemsemeyerek yürümeye devam etti. Merdivenin başında, eski oda arkadaşlarından ikisinin sohbet etmekte olduklarını gördü. Onlarla da selamlaştı ve kucaklaştılar. Aralarından birisi hayretini gizleyememiş olmalı ki hemen sordu: – Hayrola! Sakallarını niye kestin? – Yahu, iyi de yakışmıştı!.. – Hem biz bu iş için az emek harcamadık. Bu kadar mücadeleden sonra senin yaptığın doğru mu? Sorulan sorulara cevap vermiyor, başı önüne eğik öylece duruyordu. Kaldığı yurt çoğunlukla İslâmî konularda hassas öğrencilerden oluşuyordu. Hemen hepsi üniversitelerdeki başörtüsü ve sakal yasaklamalarına karşı direnmişlerdi. Kendisi de sakalı yüzünden bazı derslere alınmamış,...

Oku