Ceylanları su başlarında ney çalarak vurduklarını bilmez misiniz?...

Ara 27, 2013 by

Bu yazının başlığını okuduğunda Üstat Necip Fazıl’ı hatırlayanlar olacaktır. Evet, bu cümle ona aittir ve Tohum’da geçer. Üstat, birinci perdenin birinci sahnesinde FERHAD BEY’in sözlerini YOLCU’ya aktaran HANCI’ya şunları söyletmektedir: “… Ferhad Bey dedi ki: Ceylanları su başlarında ney çalarak vurduklarını bilmez misiniz? Bu ele avuca geçmez hayvan ney sesini duyunca ağaçların arasından ağır ağır ilerler, su kenarında yere oturur ve dünyanın en güzel gözleriyle hüngür hüngür ağlamaya başlarmış. Pusudaki avcılar tüfeklerini o asil hayvana çevirirler, rahatça nişan alır ve hep birden patlatırlarmış. Duman kadar çevik hayvan bir taş parçası gibi olduğu yerde kalıverirmiş (sesi değişir, gözleri dolar). Bizde bu ruh ve ellerde bu düzen oldukça bizi vurmak da iş midir? Bize sevdiğimiz havayı çalsınlar, ökselerine mukaddes bildiğimiz şeylerin yemini serpsinler, sırtımızdan nişan alındı demektir. Düşman bizim bu tarafımızı bizden iyi anlayan ve kullanandır....

Oku

HİDÂYET (Hikâye)

Ara 23, 2013 by

İçeriden ince bir kadın sesi geliyordu: – Hidâyet, ah hidâyet! Ne zaman, ne zaman? Evet, cümleler tam olarak böyleydi… Fakat bu şekilde sa­dece duyduklarımı yazmak yet­miyor, daha başka kelimelerle olayı açıklamadan, bu sesleniş­ten hiçbir şey anlaşılmıyor, de­ğil mi? Ama ne yapabilirim ki? Duyup duyduğumun hepsi bu işte! Zamanı, ortamı, kişileri bi­raz daha belirginleştirirsem, ko­nuyu yeterince açıklayabilir mi­yim acaba? Çok ilginç bir olaydı çünkü… Size de tam olarak ak­tarmak istiyorum… Şöyle de­sem nasıl olur bilmem ki: Ahşap, eski bir konakta, ko­nağın sahibesi yaşlı kadın, ikinci kattaki misafir odasında kendi kendine mırıldanıyordu. Yaşlı bir kadın sesinin inceliğini bilir­siniz; taş plaklardaki gibi biraz cızırtılı, biraz da bulanıktır çoğu kez… Kısa kesilmiş beyaz saçları ve robadan aşağısı bol ve geniş siyah elbisesiyle Jale Hanım;  tat­lı, duygulu, yumuşak ve ince bir sesle şöyle diyordu: – Hidâyet, ah hidâyet! Ne zaman...

Oku

Hüseyin Gülerce’nin yazısı ve sorular...

Ara 17, 2013 by

Zaman Gazetesi’nin 13 Aralık 2013 tarihli sayısında yer alan “Bir başka açıdan hükümet-hizmet…” başlıklı yazısında Hüseyin Gülerce şunları söylüyor: “Küreselleşen bir dünya var. Vakıa bu. Zararları, tesirleri ile bir vakıa. Böyle bir dünyada, içine kapanmayı seçeni hâkim güçler tecrit eder, mengeneye koyar. Onlara biat edemeyiz, onların istediği kalıba giremeyiz, ama onlara rağmen de ayakta kalamayız. Bir zaruretten söz ediyorum.” Gülerce şöyle devam ediyor: “Güç odaklarının nasırına basmadan, ilkelerden taviz vermeden, güvensizlik aşılamadan, yanlış anlaşılmadan, kırk tane testten geçsek bile duruşumuzu bozmadan, onurumuzu da zedelemeden yürümeliyiz…” Gülerce’nin bu açıklamalarından sonra şu sorular aklıma geldi: * Bu “hakim güçler” kimlerdir? * “Onlara rağmen ayakta kalamayız” ne demektir? * Bu görüşler Gülerce’nin görüşleri midir? Yoksa Hocaefendi’nin siyaseti de böyle midir? Yani Hocaefendi veya Hizmet hareketi , Gülerce’nin dediği gibi güç odaklarının nasırına basmadan vaziyeti idare etmeye mi çalışmaktadırlar?...

Oku

Yine de sövmemek lâzım!

Ara 13, 2013 by

TBMM Genel Kurulu’nda CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ile AK Parti Tokat Milletvekili Zeyid Aslan birbirleriyle küfürleşmişler. Bu çirkin sözler Meclis tutanaklarına da geçmiş… Tutanağı okudum. Muharrem İnce’nin, konuşması bittikten sonra yerine geçerken tartıştığı Zeyid Aslan’ı bilinçli bir şekilde tahrik ettiği, “Ne yaparsın? Küfür mü edersin?”, “Eder misin?” ve “Et bakalım da görelim” gibi sözlerinden açıkça anlaşılıyor. Hatta bununla da kalmayıp önce kendisi Zeyid Aslan’a küfrediyor. O da ona… İlk kimin sövdüğü veya kimin haksız olduğu üzerinde fazlaca durmaya gerek yok. İkisine de yakışmadı. Çünkü küfretmek veya sövmek çok çirkin ve hiç kimsenin tasvip etmeyeceği bir davranış… Ayrıca, dinî, ahlakî veya insanî, hangi açıdan bakılırsa bakılsın hoş görülecek bir şey değil. Hem kanunen de suç… Bu yüzden haklı veya haksız hangi sebeple olursa olsun insanları rencide edecek sözlerden kaçınmak gerekiyor. Hepimiz sözlerimizi özenle seçmeli,...

Oku

Dershaneler, Fatih ve Derviş

Kas 30, 2013 by

Kültür ve medeniyetimizde kıssaların yeri ve önemi büyüktür. Öyle ki, Anadolu insanının irfanının kıssalarla yoğrulduğu söylenebilir. Bu sebeple gündemdeki olayları takip ederek konu hakkında kendi kanaatlerini oluşturmaya çalışan halkımızın algılarının şekillenmesinde kıssaların tesiri çoktur. Dershane tartışmalarının doludizgin sürüp gittiği şu günlerde çoğumuzun bildiğini sandığım şu iki kıssayı okuyucularımla paylaşmak istiyorum: Birincisi şöyle:  Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u fethetmiş; ordusunun başında şehre girerken dervişin biri önüne çıkarak atının yularına yapışmış ve“Padişahım! Unutma sakın! İstanbul’u biz dervişlerin sayesinde fethettin!” demiş. Bunun üzerine hafifçe gülümseyen Fatih elini kılıcına atıp yarıya kadar sıyırmış ve dervişe şu cevabı vermiş: “Baka derviş! Doğru söylersin ama şu kılıcın hakkını da unutma!” İkinci kıssa da yine Fatih Sultan Mehmet Han ile ilgili: Fatih bir gün saraydan çıkıp atına bineceği sırada bir kalender elindeki keşkülü uzatıp ondan para istemiş. Padişah da kendisine bir altın vermiş....

Oku