“BAL” gibi paralel

Şub 4, 2014 by

“BAL” gibi paralel

AK Parti’den istifa eden Bağımsız Milletvekili İdris Bal, geçtiğimiz gün TBMM’de bir basın toplantısı düzenlemiş ve “Siyaset din, iman, mezhep değildir ki. Senin partinden ayrılan kâfir olmuyor, cehenneme gitmiyor” demiş.

Yaptığı yanlışı vicdanına kabul ettirmek için hâlâ çabalıyor sanırım.

Kanaatimce; “Ben yanlış yapmadım, sonuçta bir partiden istifa ettim, dinden de dönmedim ya! Hem siyaset; din, iman ve mezhep değildir ki! Partiden ayrılınca kâfir de olmuyorum sonunda.” gibi içsel bir hesaplaşma yaşıyor, İdris Bal.

İnsan nefsi böyle işte… Yaptığı şeyin doğru olduğunu hem vicdanına hem de diğer insanlara kabul ettirmek için akla gelmedik numaralar yapar.

Sanki siyasetin bir din, iman veya mezhep olduğunu iddia eden olmuştu da… Yahut AK Parti’den ayrılanların dinden çıktığını söyleyenler varmış gibi…

İçiniz rahat etsin Sayın Bal! Parti’den ayrıldım diye vicdani bir hesaplaşmaya girmenize hiç gerek yok! Sonuçta dinden, imandan çıkmıyorsunuz!

Fakat araya bir de mezhep sıkıştırmış, Sayın Bal. “Din” ve “İman”ın arkasından onu niye zikrettiğini anlamakta güçlük çektim. Biraz da kafam karıştı. Herhalde onun da kafası karışmış olmalı. Dinden çıkınca veya imanı elden gidince insan kâfir olur ama mezhepten çıkarsa da öyle olur mu ki?

Benim bildiğime göre bir mezhepten çıkan insan İslâm’ın temel esaslarını reddetmezse yani imanın şartlarını terk etmezse sadece mezhepten ayrılması yüzünden dinden çıkmış sayılmaz. Hele, bir mezhepten çıkan kişi mezheplerden bağımsız kalmayıp bir başka mezhebe girmişse o zaman kâfirlikle itham edilmesi hiç mümkün değildir.

Bu yüzden Sayın Bal “mezhep” meselesini araya hiç katmasaydı daha iyi olurdu, bence. Din ve iman ile mezhep aynı şey değil çünkü. Hem mezhep meselesine girince tarikatlar, cemaatler ve camialar da akla geliyor. Aslında bunlardan da ayrılmakla insan dinden, imandan çıkmış olmuyor. Bunu da zikretmekte fayda var.

Yani Sayın Bal, partiden ayrıldığı gibi mezhepten de, tarikattan da, cemaatten de hatta camiadan da ayrılabilir. Bunları yapmakla da kâfir olup cehenneme gitmez. Hele tamamen bunlardan ayrı ve bağımsız kalmayıp bir başkasına girerse, o zaman zaten hiç bir sorun yok.

Gerçi Sayın Bal’ın; “Bu ne yaman çelişkidir, samimiyseniz, delikanlıysanız yasa çıkartın o zaman, bir partiden diğerine geçişi yasaklayın.” şeklindeki sözlerine bakarak kendisinin kalben daha da mutmain olmak için bir başka partiye geçmeyi düşündüğünü de söyleyebiliriz. Fakat bunun için şimdiden yol yapmaya veya muhtemel eleştirilerin önünü almaya çabalamasının bir mecburiyeti yoktu aslında.

Diğer partilere bir ışık yakmak için söylemediyse tabii…

Onu da anlıyoruz Sayın Bal! İstediğiniz partiye de geçebilirsiniz. Bir engel veya problem yok. Bu yaklaşımla vicdan muhasebesinden de alnınızın “Ak”ıyla çıkacağınız anlaşılıyor, zaten.

Yine aynı konuşmasının devamında; kendisi ve arkadaşlarının talimatla hareket etmediklerini, emir ile istifa etmediklerini belirten Bal, “Ben siyasete birilerine tam itaat etmek için girmedim” demiş.  “Hem talimatla hareket etsem ne olur ki?” der gibi bir üslupla da eklemiş: “… sizler Başbakan’ın talimatıyla hareket etmiyor musunuz?”.

Dedim ya! Nefis işte… Hem kendi vicdanını hem de kamu vicdanını yaptığının doğruluğuna inandırmak için bir yol bulacak, sonunda. Bir partinin milletvekillerinin, Başbakan veya parti liderinin talimatıyla hareket etmelerini yanlış; kendileriyle siyasi hiçbir bağlantısı ve sorumluluğu olmayan bir cemaat liderinin talimatıyla istifa etmelerini ise doğru bulabiliyor.

Nereden mi bu kanaate varıyorum?

Sayın İdris Bal’ın aynı konuşmasının devamında sarf ettiği şu sözlere bir bakalım, o zaman: “’Sen kimsin’ deniliyor. Ben de ‘sen kimsin’ diyenlere ‘sen kimsin’ diyorum. 100 yıl sonra seni kim hatırlar? Senin ve senin gibiler için kaç tane sempozyum düzenlendi, seni kim hatırlayacak? Alimler, veliler, ilim adamları 50 yıl, 100 yıl, 500 yıl sonra da hatırlanır”.

Nasıl ama? Tam da “Bal” gibi bir paralel yapı itirafı değil mi?

***

Şunu da bir not olarak ekleyeyim:

Sayın Bal, aynı konuşmasının sonunda; Başbakan Erdoğan’ın artık Cumhurbaşkanı olma şansının kalmadığını iddia etmiş. Milletin oylarıyla milletvekili olan Sayın Bal’ın yanında milletin verdiği oyun pek bir anlamı yok galiba!

Seçmenlere karşı vicdani bir sorumluluğu da yok zaten.

Kâfir olup cehenneme de gidilmiyor sonuçta…

Bir sorun yok yani…

Efendim! Biri “tuzluk” mu dedi?

Yok, yok! Balın tuzlukla ne alakası var?

 

Ayhan AYKUT

______________________

Bu yazı 4 Şubat 2014’te Platinhaber.com’da yayımlanmıştır:

http://www.platinhaber.com/bal-gibi-paralel-7183yy.htm