Kurallar Bizi Sıkıyor mu? (Deneme)...

May 9, 2015 by

Hepimiz insanız! Bu ülkede yaşayanı-yaşamayanı, yerlisi-yabancısı, çekik gözlüsü, kıvırcık saçlısı, siyah derilisi… Hepimiz insanız! İnsan olarak hepimiz ilgi çekmekten, kabul görmekten, iltifat almaktan hoşlanırız. Hepimiz kendimizi beğenir, bizim sözlerimizin ve yaptıklarımızın daha doğru olduğunu düşünürüz. Arkadaşlarımız arasında dikkat çekmek, öne çıkmak ve dahası beğenilmek isteriz. Herkes bulunduğu ortamda kendisinin fark edilmesini ister. Üç beş kişinin oturduğu bir mekâna girdiklerinde hoş karşılanmak onları mutlu eder; ilgilenilmediğinde ise huzursuz olurlar. Herkes dostlarının veya aile fertlerinin de girdikleri sosyal çevrelerde saygın olmalarını, itibar görmelerini arzu eder. İşçisi de, köylüsü de, memuru da, emeklisi de, serbest meslek sahibi de, iş adamı da, öğretim üyesi de, polisi de, askeri de… Evet, bunların hepsi de insandırlar ve hepsi övülmekten hoşlanır, yerilmekten rahatsız olurlar. Hepimiz insanız ve hepimiz şefkate, sevmeye ve sevilmeye ihtiyaç duyarız. Hepimiz, annemizin bizimle ilgilenmesinden mutluluk duyar, yaptığımız...

Oku

İslâm Ansiklopedisi’ni dört gözle beklemek...

Jan 27, 2014 by

Özlemle, hevesle ve sabırsızlıkla beklemektir; dört gözle beklemek. Kimileri askerdeki nişanlısının gelmesini bekler, dört gözle; kimileri gurbetteki evladından bir haber… Bazılarının kulağı kiriştedir; önden bir ses, bir işaret bekler. Bazılarının ise eli koynunda, başı önündedir çoğu kez. Kimisinin çok kısa sürer bu bekleyişi; işe geç kalmamak için beklediği otobüsün durağa yanaşması gibi, örneğin… Kimisinin ise bir türlü gelmez beklediği; iple çeker günleri, ayları ve yılları da bir türlü kavuşamaz beklediğine… Bazılarının da ömrü vefa etmez… Ecel gelir de ansızın -hiç beklemediği bir anda- fakat beklediği gelmez bir türlü. Her bekleyiş biraz hüzündür aslında, biraz da endişe… Neşeli bekleyişlerde bile bir miktar hüzün ve endişe vardır çoğu kez. “Ya gelmezse!” deriz bazen içimiz ürpererek; “Ya ömrümüz yetmezse beklerken!”. Zordur dört gözle beklemek…  Dertlileri ağlatır, şairleri söyletir çoğu zaman… Necip Fazıl gibi “Gelme artık neye yarar!” diyenler...

Oku

Ceylanları su başlarında ney çalarak vurduklarını bilmez misiniz?...

Dec 27, 2013 by

Bu yazının başlığını okuduğunda Üstat Necip Fazıl’ı hatırlayanlar olacaktır. Evet, bu cümle ona aittir ve Tohum’da geçer. Üstat, birinci perdenin birinci sahnesinde FERHAD BEY’in sözlerini YOLCU’ya aktaran HANCI’ya şunları söyletmektedir: “… Ferhad Bey dedi ki: Ceylanları su başlarında ney çalarak vurduklarını bilmez misiniz? Bu ele avuca geçmez hayvan ney sesini duyunca ağaçların arasından ağır ağır ilerler, su kenarında yere oturur ve dünyanın en güzel gözleriyle hüngür hüngür ağlamaya başlarmış. Pusudaki avcılar tüfeklerini o asil hayvana çevirirler, rahatça nişan alır ve hep birden patlatırlarmış. Duman kadar çevik hayvan bir taş parçası gibi olduğu yerde kalıverirmiş (sesi değişir, gözleri dolar). Bizde bu ruh ve ellerde bu düzen oldukça bizi vurmak da iş midir? Bize sevdiğimiz havayı çalsınlar, ökselerine mukaddes bildiğimiz şeylerin yemini serpsinler, sırtımızdan nişan alındı demektir. Düşman bizim bu tarafımızı bizden iyi anlayan ve kullanandır....

Oku

Bizim Birleşmiş Milletler (BBM) nasıl kurulur?...

Aug 30, 2013 by

Son yüzyılda, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların büyük haksızlıklara maruz kaldıkları, sürekli katliam ve soykırımlara uğradıkları, zulüm ve işkence altında inledikleri hepimizin malumudur. Günümüz Müslümanları olarak bugün, Mehmet Akif’in bir asır kadar önce, başımıza gelmesinden korktuğunu söylediği haldeyiz, maalesef: “Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!  Sen de kımıldanmaya bir niyet et.  Korkuyorum, Garbın elinden yarın,  Kalmayacak çekmediğin mel’anet. “                                                            (Mehmet Akif) Evet! Akif’in ifadesiyle “Koca Şark”ın yani büyük İslâm coğrafyasının, bir başka ifadeyle günümüz Müslümanlarının özellikle son çeyrek asırda, çekmedikleri çile, maruz kalmadıkları işkence, uğramadıkları haksızlık, görmedikleri zulüm ve yaşamadıkları acı kalmadı. Bosna’da, Karabağ’da, Kerkük’te, Doğu Türkistan’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Keşmir’de, Patani’de, Burma’da, Eritre’de, Filistin’de, Arakan’da, Myanmar’da,...

Oku

Yanarım arkasızlığımıza!…...

Aug 24, 2013 by

Rahmetli babam söylerdi;  “Öksüzün karnına vurmuşlar, ‘Vay arkam!’ demiş”, diye… Sonra da anlatırdı: Öksüzün birini birkaç zalim ortaya almış, dövmeye başlamışlar. Garibin karnına da vursalar “Vay arkam!” diye inliyor, kafasına da vursalar “Vay arkam!” diye ağlıyormuş. Dövenler dövmekten vazgeçmemiş, öksüz de “Vay arkam!” demekten… Sonunda dövmeye ara verip sormuşlar, garibe: “Yahu! Nerene vursak ‘Vay arkam!’ diyorsun, biz senin sadece sırtına veya arkana vurmuyoruz ki. Neden hep böyle söylüyorsun?” Öksüz tâkatsiz, cılız bir sesle inlemiş: “Benim de arkam olsaydı, siz beni böyle dövebilir miydiniz, şimdi? Ben yediğim sopaya değil arkamın yokluğuna yanarım.” Hikâye işte böyle… Her halde anlaşıldı değil mi? Zilletimizin, acziyetimizin, yediğimiz sopaların, çektiğimiz eziyetlerin ve maruz kaldığımız katliamların asıl sebebi arkasızlığımızdır. İnsanın haksızlığa uğramaması, zulme ve katliama maruz kalmaması için bir arkası olmalı, yani onun sırtını dayayacağı ve onu koruyan bir kimsesi olmalıdır,...

Oku

Gezi, Platform ve Gripin’in şarkısı!...

Jun 24, 2013 by

Taksim Dayanışması Platformu, hükümet tarafından bir an önce yerine getirilmesi için bazı taleplerde bulunmuş. Neler mi istemişler? Neler istememişler ki: Gezi Parkı, park olarak kalmalıymış. Taksim Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası adı altında ya da başka herhangi bir şekilde yapılaşma olmamalıymış. Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmasına ilişkin girişimler durdurulmalıymış. Başta İstanbul, Ankara, Hatay Valileri ve Emniyet Müdürleri olmak üzere tüm sorumlular görevden alınmalıymış. Gaz bombası ve benzeri materyallerin kullanılması yasaklanmalıymış. Direnişe katıldığı için gözaltına alınan yurttaşlarımız derhal serbest bırakılmalı, haklarında hiçbir soruşturma açılmayacağına ilişkin açıklama yapılmalıymış. 1 Mayıs alanı olan Taksim ve Kızılay başta olmak üzere Türkiye’deki tüm meydanlarımızda, kamusal alanlarımızda toplantı, gösteri, eylem yasaklarına ve fiili engellemelere son verilmeliymiş. Son olarak ifade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalıymış. Talepleri bunlarmış… Artık bunlara talep mi dersiniz, talimat mı dersiniz, onu bilmem ama böyle istiyorlarmış… Bunun yanı sıra; başta...

Oku

21 ARALIK’TA KIYAMET KOPACAK MI?...

Jun 19, 2013 by

      Maya uygarlığı üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan ünlü Maya tarihçisi Pror.Dr. Rüya İZLER anlatıyor:       Maya takvimi ile ilgili araştırmalar yapıyordum. Konu üzerine çok yoğunlaştığım günlerdeydi. Gece geç vakitlere kadar çalışmıştım. Koltuğumda uyur uyanık haldeydim. Bir aralık kendimden geçmişim. Gözlerimi açtığımda kendimi bir göl kenarında buldum. Nasrettin Hoca da yanımdaydı. 21 Aralık kıyamet senaryoları hala aklımdaydı. Hoca’ya sordum: -Hocam! 21 Aralık’ta kıyamet kopacak mı? Nasrettin Hoca tebessümle cevap verdi: -Evladım! Kıyamet iki türlüdür. Biri küçük kıyamet, diğeri büyük kıyamet… Sen hangisini merak ediyorsun? -Her ikisini de hocam, dedim. Bunun üzerine Hoca muzip bir edayla; -Evladım! Küçük kıyamet benim hanım öldüğünde, büyük kıyamet ise ben öldüğüm zaman kopar, diye cevap verdi. “Hocam, yine espri yapıp topu taca atıyorsunuz” diyecek oldum, ama Nasrettin Hoca sanki benim aklımdan geçenleri anlamış gibi bana döndü ve...

Oku

Her Şey Bir Bütündür (Deneme)...

Jun 19, 2013 by

Köyler güzeldir. Köyde sizi herkes tanır. Statüler daha gerçek, insanların karakter yapılarının tahliline dair tespitler daha isabetlidir. Orada sizi küçük bir fotoğraf karesindeki anlık görüntülerinizle değil bütün bir hayat hikâyenizle ve gerçek bilgilerle değerlendirirler. Çünkü köyde değerlendirmeler bir anlık değildir. Beşikte yediğiniz bakladan başlarlar ve babanızdan, amcalarınızdan, teyzelerinizden, dedenizden, daha büyük dedenizden hatta sülalenizin nereden gelip nereye gittiğinden çıkarlar. Oysa şehirde insanları tanıyamazsınız. İnsanlar da sizi tanımazlar. En fazla altı aylık, bir yıllık, bilemediniz üç-beş yıllık hayatınızı kısmen bilirler. Yirmi yıllık iş arkadaşınızın bile, sizin aileniz ve özel hayatınızla ilgili fazlaca bir bilgisi yoktur. Çünkü şehirde belgeseller veya bir insanın köyündeki gibi enine boyuna değerlendirildiği uzun metrajlı filmler yahut sağlıklı tahliller ve tespitler yoktur. Şehirde daha çok anlık fotoğraflar ve biraz uzunca da olsa kısa metrajlı film kesitleri seyredebilirsiniz ancak… Şehirdeki bu durum sadece...

Oku

Biz Dili Ne Kadar Doğru? Birliğin Önemine Vurgu Yapsak Yetmez mi? (Deneme)...

Jun 19, 2013 by

Bizim kültürümüzde “ben” pek de sevilen bir kelime değildir. Bunun yerine “biz” demek daha hoş karşılanır genellikle. Hem böylece üslûbun daha kibar ve edebî (aynı zamanda daha edepli) olduğu düşünülür… Tersi de biraz edepsizlik gibi görülür doğrusu. Bu yüzden çok fazla “ben” demek, pek de hoş karşılanmaz bizde. Oysa ben, bu yazımda, “ben” kelimesini sıkça kullanacağım. Biraz zor bir durum olacak bu aslında… Kimileri tarafından hemen benlik, bencillik, büyüklenme, kibir, narsizm ve megalomani gibi kavramlarla ilişkilendirilebileceğimi, daha yazıya başlar başlamaz bir saplantımı açık ettiğimi düşünenlerin olabileceğini biliyorum. Ama olsun! Bu yazıda “ben” de olmalı bir yerlerde. “Ben” ne demektir? Türkçede “ben” birinci tekil şahıs zamiridir. İnsan kendisini bir başkasına anlatırken “ben” der. Dolayısıyla “ben” demek aslında konuşan insanın kendisine işaret etmesidir, kısaca… Hepsi bu… Bu kadar… Basit ve doğal… Doğal olan bir şey daha...

Oku