CENDERE (Hikâye)

Jan 10, 2015 by

CENDERE (Hikâye) İstanbul’daki bir şirketin kültürel faaliyetleriyle ilgili bir bölümünde memur olarak çalışıyordu. Orta boydan biraz uzun ve hafif topluca idi. Saçlarını, kulaklarının üzerine düşmeyecek şekilde kısa kestirmeyi, favorilerini normal uzunlukta bırakmayı severdi. Sakaldan pek hoşlanmazdı. Bazen yüzünün dinlenmesi için kısa süreli sakal bıraktığı olurdu ama bunu genellikle yıllık izin zamanına denk getirirdi. Onun dışında her gün tıraşlı gezmeyi prensip haline getirmişti. Eşi de onu böyle seviyordu. Sakal erkeği çok yaşlı gösteriyormuş. Üzerindeki ağaçların peyderpey kesilmesiyle orman içerisinde gizlice açılmış tarlalar gibi gittikçe kelleşen başı ve yarıyı geçmiş yaşıyla zaten olduğundan daha büyük gösteriyormuş; birde sakal bırakırsa hepten ihtiyar olacakmış… Evet,  hanımı böyle diyordu. Aslında kılıbık birisi değildi. Birkaç yaş büyük görünse ne fark ederdi sanki? Eşi böyle istiyor diye her gün yüzünü kazıması mı gerekliydi? Nasıl olsa çalıştığı şirkette sakal bırakmayı yasaklayan bir...

Oku

NASİP (Hikâye)

Dec 27, 2013 by

Nasip işte! Eğer o telefon beş dakika sonra çalsaydı bizim haberimiz olmayacaktı. Kadir gecesi idi. Saat ilerlemiş yirmi dörde yaklaşmıştı… Hayır, daha baştan anlatmalıyım; akşamdan başlayarak, iftar vaktinden itibaren… Şubat ayının on beşini on altısına bağlayan cuma akşamı (cuma akşamı dediysem cumayı cumartesi’ne bağlayan değil perşembeyi cumaya bağlayan akşam). O akşamın gecesi de Kadir gecesi. Üsküdar’daki evimizde ailece iftar ediyoruz. Süratle yemeğimizi bitirip hemen yola çıkacağız. Herkeste bir telaş… Bizim kız bile bu akşam yemeğini gayet hızlı yiyor. Hem gideceğiz diye hem de bugün oruç tuttuğu için. Daha yedi yaşında. Bu onun ilk orucu. İyi dayanmış mâşallah. Bilseniz ne kadar seviniyor. Yemek yerken bir yandan da ona bakıyorum.  Başka zaman bir şey yediremezdik; nazlanır da nazlanırdı: – Kızım biraz da şundan ye! – Doydum baba. – Evlâdım bir de bunun tadına bak! – Anne, hiç...

Oku

AH BABACIĞIM! (Hikâye)

Dec 27, 2013 by

Otogara indiğinde akşam olmak üzereydi. Doğruca daha önce kaldığı öğrenci yurduna giderek kaydını yeniletti. Hangi yatakhanede kalacağının yurt idaresince belirlenmesinden sonra valizleri elinde merdivene doğru yürüdü. Üst kata çıkarken geçen yıldan simasına aşina olduğu birkaç öğrenci ile selamlaştı. Selamını alanların dikkatli bakışları gözünden kaçmadı fakat bunu pek önemsemeyerek yürümeye devam etti. Merdivenin başında, eski oda arkadaşlarından ikisinin sohbet etmekte olduklarını gördü. Onlarla da selamlaştı ve kucaklaştılar. Aralarından birisi hayretini gizleyememiş olmalı ki hemen sordu: – Hayrola! Sakallarını niye kestin? – Yahu, iyi de yakışmıştı!.. – Hem biz bu iş için az emek harcamadık. Bu kadar mücadeleden sonra senin yaptığın doğru mu? Sorulan sorulara cevap vermiyor, başı önüne eğik öylece duruyordu. Kaldığı yurt çoğunlukla İslâmî konularda hassas öğrencilerden oluşuyordu. Hemen hepsi üniversitelerdeki başörtüsü ve sakal yasaklamalarına karşı direnmişlerdi. Kendisi de sakalı yüzünden bazı derslere alınmamış,...

Oku

HİDÂYET (Hikâye)

Dec 23, 2013 by

İçeriden ince bir kadın sesi geliyordu: – Hidâyet, ah hidâyet! Ne zaman, ne zaman? Evet, cümleler tam olarak böyleydi… Fakat bu şekilde sa­dece duyduklarımı yazmak yet­miyor, daha başka kelimelerle olayı açıklamadan, bu sesleniş­ten hiçbir şey anlaşılmıyor, de­ğil mi? Ama ne yapabilirim ki? Duyup duyduğumun hepsi bu işte! Zamanı, ortamı, kişileri bi­raz daha belirginleştirirsem, ko­nuyu yeterince açıklayabilir mi­yim acaba? Çok ilginç bir olaydı çünkü… Size de tam olarak ak­tarmak istiyorum… Şöyle de­sem nasıl olur bilmem ki: Ahşap, eski bir konakta, ko­nağın sahibesi yaşlı kadın, ikinci kattaki misafir odasında kendi kendine mırıldanıyordu. Yaşlı bir kadın sesinin inceliğini bilir­siniz; taş plaklardaki gibi biraz cızırtılı, biraz da bulanıktır çoğu kez… Kısa kesilmiş beyaz saçları ve robadan aşağısı bol ve geniş siyah elbisesiyle Jale Hanım;  tat­lı, duygulu, yumuşak ve ince bir sesle şöyle diyordu: – Hidâyet, ah hidâyet! Ne zaman...

Oku

KAFES (Hikâye)

Nov 9, 2013 by

Komşu mahallede büyük bir yangın vardı. Sokaktaki çocuklarla birlikte itfaiye kamyonlarının sesine koşmuş ve uzaktan yangını seyre dalmıştık. Herkes bir yerlere koşuşturuyor fakat yangına sadece itfaiye ekipleri müdahale ediyordu. Ahşap binalar büyük çatırtılarla yanıyor, yükselen alevlerin sıcaklığı ve dumanı bize kadar ulaşıyordu. Söndürme çalışmaları oldukça uzun sürdü… Nihayet, sokağın neredeyse tamamı yandıktan sonra alevler kesildi. Sonradan, bizim mahallenin hanımları konuşurken işittim: Sokaktaki binalardan birinin giriş katında bir heykeltıraşın atölyesi varmış, o da bu yangında harap olmuş. İtfaiye erleri atölyedeki enkazın altından kapağı kırık büyük bir demir kafesin içerisinde, feci şekilde yanarak can vermiş 10’dan fazla şahin ölüsü çıkarmışlar… Hayretler içerisinde kalmıştım… İkisi hariç diğerleri yavru imiş… Heykeltıraş herhalde şahinlere çok meraklıymış! Zavallı şahinler yangından kendilerini kurtaramamışlar… Belki bazıları kurtulup kaçmıştır dediler; kim bilir? Merak edip başvuru kaynaklarından araştırdım. Bu tür kitaplarda; şahinin ”gündüzyırtıcısıgiller” familyasından...

Oku

YALANCI (Hikâye)

Jun 19, 2013 by

Adam tam bir yalancıydı. Katıksız, süzme yalancıydı. Çok ince yalan söyler, akla gelmedik taktikler kullanırdı. Söylediği sözlerdeki ikna ediciliği nasıl sağlardı, bilemiyorum. Sözünü kaşıyla, gözüyle, yüzüyle, eliyle, ayağıyla birlikte çok içten söyler, her türlü jest ve mimikle sözünü desteklerdi. Öyle yapardı ki sonunda samimiyetinden hiç kimsenin endişesi kalmaz, duyan gerçekten inanırdı. Ona inanmamak neredeyse imkânsızdı. Sonra yalanı öyle yerinde söyler, öyle bir zamanlama yapardı ki muhatabın o vakitte itiraz aklından bile geçmezdi. Bazen dört ayak üzerine düştüğü de olurdu. Bu durumları hiç kaçırmazdı. Örneğin, karşısındaki insan bazen, neredeyse, “bana birisi yalan söylese de kandırsa” der gibi bir ruh hâline düşer ya! İşte, böyle durumlarda bizimkinin yalanları daha bir güzel olur, kesinlikle sonuca ulaşırdı. Hele de kadınlara rastlarsa… Yalancının mumu yatsıya kadar yansa da, o mumunun yatsıya kadar yanmasından mutlu olur, asla söyleyeceği yalandan vazgeçmezdi....

Oku