Biz Dili Ne Kadar Doğru? Birliğin Önemine Vurgu Yapsak Yetmez mi? (Deneme)

Haz 19, 2013 by

Biz Dili Ne Kadar Doğru? Birliğin Önemine Vurgu Yapsak Yetmez mi? (Deneme)

Bizim kültürümüzde “ben” pek de sevilen bir kelime değildir. Bunun yerine “biz” demek daha hoş karşılanır genellikle. Hem böylece üslûbun daha kibar ve edebî (aynı zamanda daha edepli) olduğu düşünülür… Tersi de biraz edepsizlik gibi görülür doğrusu. Bu yüzden çok fazla “ben” demek, pek de hoş karşılanmaz bizde.

Oysa ben, bu yazımda, “ben” kelimesini sıkça kullanacağım.

Biraz zor bir durum olacak bu aslında… Kimileri tarafından hemen benlik, bencillik, büyüklenme, kibir, narsizm ve megalomani gibi kavramlarla ilişkilendirilebileceğimi, daha yazıya başlar başlamaz bir saplantımı açık ettiğimi düşünenlerin olabileceğini biliyorum. Ama olsun! Bu yazıda “ben” de olmalı bir yerlerde.

“Ben” ne demektir?

Türkçede “ben” birinci tekil şahıs zamiridir. İnsan kendisini bir başkasına anlatırken “ben” der. Dolayısıyla “ben” demek aslında konuşan insanın kendisine işaret etmesidir, kısaca… Hepsi bu… Bu kadar… Basit ve doğal…

Doğal olan bir şey daha var: İnsanın her şeyi kendi penceresinden ve kendi konumunu sabit tutarak anlamlandırması ve tanımlaması. Her şey insanın kendisiyle başlar ve anlam kazanır. Bu, her insan için böyledir. Bu yüzden “ben” esas noktadır ve bir bakıma her kavrama anlam yükleyendir. Her şey “ben”e göre yani kişinin kendisine göre anlam kazanır.

“Ben”in var olabilmesi için insanın var olması kâfidir. Çünkü “ben” başkalarının varlığına ihtiyaç duymaz. Issız bir adada da olsam benim için “ben” vardır. Yani “ben”in olabilmesi için bir başkasının bana dönüp “sen” demesi gerekmez. Üstelik başkalarının “sen” diye hitap ettiği herkes de ben değilimdir. Bir başkası, yine bir başkasına dönerek “sen” derse eğer, oradaki kişi “ben” değil “o” dur. Bu yüzden birisi, ancak bana dönerek “sen” derse o zaman “ben” olur. Bu yüzden, ben yoksam ortada, hiç kimse bana dönüp “sen” diyemeyeceğinden, benim için “ben” de yoktur. Bu yüzden ben yoksam, o zaman, bana göre aslında hiçbir şey yoktur. Bu sebeple diyebilirim ki benim için her şey ben varsam vardır.

“Biz” ne demektir?

“Biz”e gelince, o da birinci çoğul şahıs zamiridir, Türkçemizde… Yani benim de içinde bulunduğum çokluk/çoğulluk. Bana göre öyle… Bana göre “biz”in oluşabilmesi için en az iki kişi gerekir ve bu iki kişiden birisi de ben olmalıyımdır. Benim içinde yer almadığım bir çoğunluğa “biz” demem mümkün değildir. Bir gurubun içinde ben yoksam, o guruba belki “siz” veya “onlar” diyebilirim ama “biz” diyemem hiçbir zaman. Başkaları da diyemez, bence. Her kim bir guruba “biz” diyorsa o kişinin kendisi de o gurubun içindedir. Demek ki sizin içinizde ben de varsam ancak o zaman “biz” oluyoruz. Yoksa sizin söylediğiniz “biz” sadece sizin için geçerlidir. Benim için değil.

“Ben” ve “Biz” kelimelerine yüklenen anlamlar:

İlk bakışta “biz”in bir birlik ve beraberlik yönü de var gibi görünür. Ancak bu tespit ne kadar doğrudur? Tüm ciddi birlik ve beraberlikler, örgütler ve guruplar konuşurken kendilerinden “biz” diye bahsettikleri için biz de “biz”i çok önemli görüyor olmayalım! Acaba bu önem, “biz” kelimesinin kendisinden mi yoksa onunla ifade ettiğimiz gurubun bir olma, birlik olma özelliğinden mi kaynaklanmaktadır? Yani “biz”, sanıldığı gibi her zaman ciddi bir birlik ve beraberlik ifade eder mi? Bu çerçevede “ben”i “biz”in emrine vermek ne kadar doğrudur?

Kanaatimce günümüzde “ben” ve “biz” kelimelerine yüklediğimiz, hatta yanlış bir şekilde yüklediğimiz anlamlar var ve bu yanlış kavramlaştırma bizim fikirlerimizde bazı tutarsızlıklara sebep olabilecek yapıdadır. Yerleşik algılamada ve bizim literatürümüzde “ben” tümden olumsuz çağrışımlar yapan lanetli bir kelime gibidir adeta. “Ben” deyince hemen benlik, bencillik, büyüklenme ve kibir gibi kavramlarla ilişkiler kuruyoruz. Bu hiç de doğru değil aslında. Aynı şekilde “biz” deyince de hemen birlik, beraberlik, kardeşlik, güç, aile ve millet gibi güzel kavramlar aklımıza geliyor. Bu da yanlış bence… Bu bağlamda “ben” ve “biz” birbirinin zıddı, birbirinin düşmanı gibi gösteriliyor sanki. Neden öyle olsun ki?

Örneğin, Yunus’un dediği gibi bir “ben” demeye kimin itirazı olabilir?:

Beni bende demen bende değilem
Bir ben vardır bende benden içeru.

Yahut Mevlana’nın söylediği “ben” neden bencillik olsun?:

Men bende-i Kur’ânem, eger cân dârem
Men hâk-i reh-i Muhammed muhtârem
Ger nakl küned cüz în kes ez guftârem
Bîzârem ez ev(û) vez în suhan bîzârem”

Yahut da şu bilmecede geçen “biz” ne kadar birlik ve beraberlik ifade eder?

Biz biz idik biz idik
Yüz bin parça kız idik
Gece oldu dizildik
Gündüz oldu silindik.

Doğruluğu ve faydası konusunda hiç kimsenin itiraz edemeyeceği açık seçik kavramlar yerine neden tartışmalı yeni semboller üretmeye çalışıyoruz? Örneğin “birlik” kavramına vurgu yapacağımız zaman neden “biz dili” gibi yeni semboller üretiyor ve bunlar üzerinden fikirlerimizi açıklamaya çalışıyoruz? Birliğin gerekliliği, faydası, güzelliği, bereketi ve sevabı konusuna itiraz edebilecek kimse var mıdır? Günlük hayatımızda, sosyal ve siyasal alanda, ekonomide ve tarihte, dini konularda, hâsılı her alanda birliğin önemli olduğunu kabul etmeyen kimse olabilir mi?

İnsanımıza birlik ve beraberliğin güzelliğini anlatmak, kibrin ve büyüklenmenin yanlışlığına dikkat çekmek ne kadar güzel… Değerli yazar Nevzat Bayhan beyefendiye bu konuya dikkat çeken anlamlı yazısından dolayı hürmet borçluyum(1). Allah ondan ve milletimizin birlik beraberliği için çarpan yüreklerden razı olsun. Ancak şunu da ifade etmek zorundayım ki “ben” ve “biz” kelimeleri bu fikirlerimizi anlatmamız açısından bize kolaylık sağlamıyor, aksine zorluk getiriyor. Çünkü “ben” demek “bencillik” demek değildir. Yahut “ben” demek kibirlenmek ve büyüklenmek de değildir. Esas mesele “ben” dedikten sonra söylenenle alakalıdır. Unutmayalım ki kibirlenmek isteyen insan bunu “biz” diyerek de yapabilir.

Ayrıca “ben” ve “biz” birbirinin zıddı da değildir. Birine iyi diğerine kötü de diyemeyiz. Her ikisi de yerinde güzeldir. Önemli olan yerine göre “biz”, yerine göre de “ben” denilmesidir. Hem Üstad’ın gençliğinin, gerektiğinde, “sağına ve soluna bakmadan fert fert ‘ben varım!’ … ‘benim olmadığım yerde kimse yoktur!’” demesi gerekmiyor mu?

Aranan kavram “birlik”

Üzerinde durmamız gereken konu veya aradığımız esas kavram “birlik”tir. Çünkü birlik, bir olmak, tek olmakla ilgilidir. Yani birlik kelimesi; bir gibi olmak, bire benzemek, “bir”leşmek, ayrı ayrı parçalardan oluşsa da hepsi biraraya gelip “bir”leşerek bir bütün oluşturmak gibi manaları ihtiva etmektedir. Bunun adına “biz dili” denilmesi pek doğru olmuyor, bence. Çünkü “birlik” mutlaka ortak gayeler, amaçlar, hedefler veya idealler etrafında anlamlı bir birleşmeyi ifade eder. İçinde uzlaşma, anlaşma, ortak amaç, gaye vb. değerler olmayan bir birlik, yani bir gibi olmak, bire benzemek düşünülemez. Birlik; insanların doğal olarak veya tesadüfen bir araya gelmeleri anlamında da değildir. Aynı yurtta kalan yüzlerce öğrenci de bir birliktelik ve beraberlik yaşamaktadırlar. Bunlar kendilerinden bahsederken elbette “biz” diyeceklerdir fakat bu durum bizim kastettiğimiz manada bir birlik ve beraberlik anlamına gelmeyecektir. Yani her “biz” demek birlik olmak anlamına gelmez.

Birlik olmak, esasen, tek tek fertlerin yetenek, kabiliyet ve ihtisaslarına hürmet göstererek, herkesin birikim ve tecrübelerinden istifade etmek, böylece birlik içerisinde daha büyük bir güç, birikim ve tecrübe oluşturarak ortak hedeflere daha hızlı ve emin adımlarla yürümek demektir. Özellikle de tasa ve kıvançların paylaşımını gerektirir. Birlik üyeleri kendi aralarında uyum ve istikrar içerisinde olmaya, birbirinin hak ve özgürlüklerini çiğnemeden, eşit/adaletli şartlarda birlikte yaşamaya, dışarıya karşı da güçlü ve vakur bir duruşla birlik ve dayanışma içinde olmaya gayret göstermelidirler.

Elbette ki birliğe dâhil olan fertler, kendilerini diğerlerinin önüne çıkararak benlik davasıyla birliğe zarar vermemelidirler, ancak bu kadar önemli bir başka husus, birliğin öne çıkarılarak birliği oluşturan fertlerin birlik içinde yok olmasına ve değersizleşmesine fırsat verilmemesi gerektiğidir. Unutmamak gerekir ki sıfırları bir araya getirerek bir değer oluşturulması mümkün değildir. Vurgulamak istediğimiz husus budur. Birliğin tesis edilmesi ve güçlendirilmesi için çabalanırken birliğe dâhil olan fertlerin temel hak ve özgürlüklerinin zarar görmesine izin vermemek, birlik içindeki tüm fertlerin huzur, güven, refah ve mutluluğu için çalışmak gerekir. Herkesin kişilik haklarına riayet etmek, bu konuda azami hassasiyeti göstermek gerekir. Olumlu “biz” vurgusu karşısına olumsuzlanmış bir “ben” olgusunu koyarak, yani bizatihi değer olan “ben”leri değersizleştirerek birlik tesisi mümkün değildir. Günümüzde gerek kurumlarda ve şirketlerde, gerek toplumlarda ve devletlerde, gerekse zihinlerde ve ailelerde birliğin tesis edilememesinin en temel sebeplerinden biri bence budur: Birlik adına bireylerin yok sayılması yani bir başka ifade ile “ben”lerin “biz”i temsil eden diğer büyük “ben”in emrine verilmesidir. Bu durum, birlik ve beraberlik kültüründe “ben” demenin son derece yanlış ve sakıncalı görülmesi anlayışından kaynaklanmaktadır. Hâlbuki “ben” demek ile benlik davası gütmenin aynı olmadığını bilerek hareket etmek gerekir. Aynı şekilde herkesin birlik içerisinde müstakil birer şahsiyet olarak yer almasının ve kendini gerçekleştirmesinin önünü açmak; kişisel farklılıkların birlik ve beraberliğe zarar vermeden yaşanabileceğini kabul etmek; gerek birliğin, gerekse tek tek fertlerin varlığının kabulü konusunda ifrat veya tefrite düşmemek gerekir.

Sonuç olarak Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatini hatırlamamızda fayda var: İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Dipnot:
(1) Nevzat Bayhan, “Biz Dili veya ‘Ben’i ‘Biz’in Emrine Vermek”, Dil ve Edebiyat Dergisi (Mart 2013, S.51, s.38-40)

Bu yazı 2013 yılında yayımlanmıştır:

Ayhan Aykut, “Biz Dili Ne Kadar Doğru? Birliğin Önemine Vurgu Yapsak Yetmez mi?” [Deneme], Dil ve Edebiyat Dergisi, İstanbul: Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, 2013, S:53, s.65-67.