Dershaneler, Fatih ve Derviş

Nov 30, 2013 by

Kültür ve medeniyetimizde kıssaların yeri ve önemi büyüktür. Öyle ki, Anadolu insanının irfanının kıssalarla yoğrulduğu söylenebilir. Bu sebeple gündemdeki olayları takip ederek konu hakkında kendi kanaatlerini oluşturmaya çalışan halkımızın algılarının şekillenmesinde kıssaların tesiri çoktur. Dershane tartışmalarının doludizgin sürüp gittiği şu günlerde çoğumuzun bildiğini sandığım şu iki kıssayı okuyucularımla paylaşmak istiyorum: Birincisi şöyle:  Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u fethetmiş; ordusunun başında şehre girerken dervişin biri önüne çıkarak atının yularına yapışmış ve“Padişahım! Unutma sakın! İstanbul’u biz dervişlerin sayesinde fethettin!” demiş. Bunun üzerine hafifçe gülümseyen Fatih elini kılıcına atıp yarıya kadar sıyırmış ve dervişe şu cevabı vermiş: “Baka derviş! Doğru söylersin ama şu kılıcın hakkını da unutma!” İkinci kıssa da yine Fatih Sultan Mehmet Han ile ilgili: Fatih bir gün saraydan çıkıp atına bineceği sırada bir kalender elindeki keşkülü uzatıp ondan para istemiş. Padişah da kendisine bir altın vermiş....

Oku

KAFES (Hikâye)

Nov 9, 2013 by

Komşu mahallede büyük bir yangın vardı. Sokaktaki çocuklarla birlikte itfaiye kamyonlarının sesine koşmuş ve uzaktan yangını seyre dalmıştık. Herkes bir yerlere koşuşturuyor fakat yangına sadece itfaiye ekipleri müdahale ediyordu. Ahşap binalar büyük çatırtılarla yanıyor, yükselen alevlerin sıcaklığı ve dumanı bize kadar ulaşıyordu. Söndürme çalışmaları oldukça uzun sürdü… Nihayet, sokağın neredeyse tamamı yandıktan sonra alevler kesildi. Sonradan, bizim mahallenin hanımları konuşurken işittim: Sokaktaki binalardan birinin giriş katında bir heykeltıraşın atölyesi varmış, o da bu yangında harap olmuş. İtfaiye erleri atölyedeki enkazın altından kapağı kırık büyük bir demir kafesin içerisinde, feci şekilde yanarak can vermiş 10’dan fazla şahin ölüsü çıkarmışlar… Hayretler içerisinde kalmıştım… İkisi hariç diğerleri yavru imiş… Heykeltıraş herhalde şahinlere çok meraklıymış! Zavallı şahinler yangından kendilerini kurtaramamışlar… Belki bazıları kurtulup kaçmıştır dediler; kim bilir? Merak edip başvuru kaynaklarından araştırdım. Bu tür kitaplarda; şahinin ”gündüzyırtıcısıgiller” familyasından...

Oku

Sevde hanım Şafak Pavey’e “Sen Ördeksin” mi dedi?...

Nov 4, 2013 by

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, köyün birinde “Ördek” lakaplı biri yaşarmış. Bu zat lakabından hiç hoşlanmaz, kendisine “Ördek” diyenlerle kavga edermiş… Fıkrayı hatırladınız değil mi? Fazla uzatmayacağım… Bu zat bir gün arkadaşlarından birisiyle dereden tepeden muhabbet ederken sohbet edecek konular bitmiş. Bir zaman sessizlikten sonra arkadaşı; “Yahu, hava da bozdu” demiş. Bizimki bir anda sinirlenmiş, öfkeyle bağırarak “Sen bana ördek dedin!” demiş. Arkadaşı şaşkın sormuş: “Ben sana ördek mi dedim?” “Evet” demiş bizimki ve başlamış saydırmaya: “Sen bana havanın bozuk olduğunu söylemedin mi? Hava bozuk olunca yağmur yağmaz mı? Yağmur yağınca her taraf gölet olmaz mı? O göletlerde ördekler yüzmez mi? Sen bana ördek dedin işte!” Bu fıkradan sonra bir de şu olayı aktarmak istiyorum: Sevde Bayazıt hanımefendi Meclis’e başörtüsüyle girme kararını bir televizyon kanalına şöyle açıklıyor :  “Hacca gidince tertemiz oluyorsunuz, yeniden...

Oku

S. Sıvama Sanatı : Kadim bir sanatsal faaliyet alanı için yeni bir adlandırma teklifi ve örnekleriyle açıklanması...

Oct 5, 2013 by

Siyasette Sıvama Sanatı(1) ciddiyetle üzerinde durulması gereken son derece önemli bir konudur. Çünkü bu sanat tüm dünyada büyük bir hızla gelişmekte, modern Batı ülkelerinin ileri gelen siyasetçileri başta olmak üzere uluslararası siyasi kurumlar ve kuruluşlar tarafından bu sanata önemli katkılar sağlanmaktadır. Ülkemizde de S. Sıvama Sanatı alanındaki çalışmalar büyük bir hızla gelişmekte, birbirinden güzel ve çok sayıda orijinal eserler meydana getirilmektedir. Ortaya konulan sanat eserlerinin çokluğuna rağmen dilimizde bu sanatın tanımı, tarifi, sınıflandırılması, felsefesi ve tarihi konularında yazılı bir çalışma maalesef yoktur. Bu alanda yapılmış çalışmaların ilki olması sebebiyle bazı eksik ve yanlışlarının olabileceğini düşündüğüm bu yazımın, en azından konuya dikkat çekmek ve yapılacak yeni çalışmalara ışık tutmak açısından yararlı olacağını düşünüyorum. Çok genel bir anlatımla sıvama; yapı, araç ve gereç gibi her türlü nesnenin dayanıklılığını arttırmak, onu zararlı dış etkenlere karşı korumak, düzgün olmayan...

Oku

Bizim Birleşmiş Milletler (BBM) nasıl kurulur?...

Aug 30, 2013 by

Son yüzyılda, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların büyük haksızlıklara maruz kaldıkları, sürekli katliam ve soykırımlara uğradıkları, zulüm ve işkence altında inledikleri hepimizin malumudur. Günümüz Müslümanları olarak bugün, Mehmet Akif’in bir asır kadar önce, başımıza gelmesinden korktuğunu söylediği haldeyiz, maalesef: “Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!  Sen de kımıldanmaya bir niyet et.  Korkuyorum, Garbın elinden yarın,  Kalmayacak çekmediğin mel’anet. “                                                            (Mehmet Akif) Evet! Akif’in ifadesiyle “Koca Şark”ın yani büyük İslâm coğrafyasının, bir başka ifadeyle günümüz Müslümanlarının özellikle son çeyrek asırda, çekmedikleri çile, maruz kalmadıkları işkence, uğramadıkları haksızlık, görmedikleri zulüm ve yaşamadıkları acı kalmadı. Bosna’da, Karabağ’da, Kerkük’te, Doğu Türkistan’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Keşmir’de, Patani’de, Burma’da, Eritre’de, Filistin’de, Arakan’da, Myanmar’da,...

Oku

Yanarım arkasızlığımıza!…...

Aug 24, 2013 by

Rahmetli babam söylerdi;  “Öksüzün karnına vurmuşlar, ‘Vay arkam!’ demiş”, diye… Sonra da anlatırdı: Öksüzün birini birkaç zalim ortaya almış, dövmeye başlamışlar. Garibin karnına da vursalar “Vay arkam!” diye inliyor, kafasına da vursalar “Vay arkam!” diye ağlıyormuş. Dövenler dövmekten vazgeçmemiş, öksüz de “Vay arkam!” demekten… Sonunda dövmeye ara verip sormuşlar, garibe: “Yahu! Nerene vursak ‘Vay arkam!’ diyorsun, biz senin sadece sırtına veya arkana vurmuyoruz ki. Neden hep böyle söylüyorsun?” Öksüz tâkatsiz, cılız bir sesle inlemiş: “Benim de arkam olsaydı, siz beni böyle dövebilir miydiniz, şimdi? Ben yediğim sopaya değil arkamın yokluğuna yanarım.” Hikâye işte böyle… Her halde anlaşıldı değil mi? Zilletimizin, acziyetimizin, yediğimiz sopaların, çektiğimiz eziyetlerin ve maruz kaldığımız katliamların asıl sebebi arkasızlığımızdır. İnsanın haksızlığa uğramaması, zulme ve katliama maruz kalmaması için bir arkası olmalı, yani onun sırtını dayayacağı ve onu koruyan bir kimsesi olmalıdır,...

Oku